Güneşli bir Eskişehir günüydü ...


Pastırma sıcaklarının etkisindeki güzel havalar, Eskişehir'deki gezi günümüzü çağrıştırdı.  Sokaklar cıvıl cıvıldı. Kendi halkı, öğrenciler, yerli ve yabancı turistler .. 

Şehrin tadını çıkarmak için köprülerinin başlangıcından bitişine kadar yürümeyi, beğendiğimiz yerlerde mola vermeyi, sırasında yoğunluk olmaz ise gondola binmeyi planlamıştık. Çi börek yiyecek, meşhur bozasından içecektik. Odunpazarı'na, Kurşunlu Külliyesi'ne gidecektik. Planımıza sadık kaldık .

İlk önce şehir merkezinden tramvay ile Odunpazarı'na gittik.  Tarihi binaların bir çoğu restore edilmiş. Bazılarında aile yadigarı yaşam devam ediyor, bazıları cafe/restoran olarak kullanılıyor, bazılarında ise hediyelik eşyacılar, sergiler bulunuyor.

                                                                             
Odunpazarı Belediyesi buradaki evleri Yaşatma Projesi başlatmış. Proje kapsamında 300 ev, 3 cami, 1 külliye, 2 kervansaray, 15 çeşme, 1 hanın restorasyonu tamamlanmış. Bu sayede bölgeyi ziyaret eden turist sayısı çoğalmış ve ekonomik getiri yükselmiş. 

Restorasyonuna henüz başlanmamış evleri de fotoğrafladık .
 












Odunpazarı'nın içerisinde kahve molası verdikten sonra, tabelaları takip edip, Kurşunlu Külliyesi'ne ulaşıyoruz.

  











Külliyenin sokağına girdiğimizde bizi hoş süslemeli bir gelin arabası karşılıyor. Umarım herkes cennete gider ;)


Öğreniyoruz ki burada bir nikah salonu varmış. Genelde gelin ile damat fotoğrafçılarıyla gelir, bu tarihi mekanda güzel kareler yakalamak için pozlar verirmiş. Benim geleceğimi nereden bilsinler ;)

Kütüphanenin hemen önünde yakaladım bu heyecanlı çifti :)

Külliyenin girişindeki bu tabeladan da anlaşılacağı üzere kent 2012'de Dünya Mirası Kenti kapsamına alınmış.  


Külliye 1515-1527 tarihleri arasında Çoban Mustafa Paşa'nın talimatıyla Mimar Sinan'dan önce mimarbaşı olan Acem Ali  tarafından yapılmış. Külliye; cami, şadırvan, zâviye (medrese), talimhane, harem, imâret, Mevlevî şeyhlerine ait türbe ve iki kervansaraydan oluşmaktadır.

İçerde dolaşırken ney dinletisi başlayacağını öğrendim, hemen yerimi aldım. Sizde etkisi nedir bilemiyorum ama ney beni benden alan üflemelilerden. Buradaki tarihi doku ve sanatçının yeteneğiyle de birleşince bu dinletinin her zaman aklımda kalacağı kesin.

Caminin hemen yan tarafında artık kütüphane olarak kullanılan bölümde, tarihi kitaplarda yer almakta ve ben onlardan  birini  okuma şansını yakaladım. Yüzlerce yıllık bu kitaplarda kimbilir kimlerin parmak izleri var .. 

Külliye'de dünyadaki ilk Lületaşı Müzesi'ni görme şansına sahipsiniz. Lületaşı, dünya üzerinde çıkarıldığı tek bölge olması sebebiyle Eskişehir'in simgesi haline gelmiş bir maden. Hatta Eskişehir Taşı olarak anılıyor.Çok ince gözenekli yumuşak bir dokuya , beyaz ve beyaza yakın tonlarda bir renge sahiptir.  Lületaşının toprak içindeyken temizliğini, çıkarıldıktan sonra da kolay işlenmesini, gözenekli yapısının tuttuğu  doğal nem sağlarmış. Doğrudan veya işlendikten sonra kurutulan lületaşı, kaybettiği nem oranında hafifleyip, önemli bir direnç kazanıyormuş.
 

Lületaşının ham hali


Özellikle pipo yapımında tercih ediliyor. 


Ayrıca  Cam Sanatları Merkezi dikkatinizi çekecek. Burada bu sanata ilgi duyan vatandaşlara da ücretsiz eğitim veriliyor. Öğrencilerin, ustaların kendi emeklerini, yeteneklerini kattığı ürünlerin satışı da yapılıyor.
 
Görmüş olduğunuz renkli çubuklar, ustanın kararıyla form alıyor ..

Mesela cama  bu ışıltılı, şık küpelerin formu verilmiş ..

Külliye çıkışında Odunpazarı'nın içinden durağa geldik. Bu sefer otobüs kullanıp merkezde indik. Mola verme vaktiydi. Karakedi Bozacısı'nı bulduk. Burayı arkadaşlarımdan biri önermişti. İyi ki öneriyi kayda almışım. Enfesssti. Benim de size önerim ;)


                            1 Bardak Boza içerisinde neler varmış böyle ... 

Çi börek için Temel Çi Börek Salonu'nu tercih ettik. Bu konunun detaylarını diğer yazımda okuyabilirsiniz;  http://www.guidem.org/2014/06/ci-borek-eskisehir.html

Son ziyaret noktamız  TÜLOMSAŞ Müzesi'nin bahçesinde, özel olarak yapılmış camlı garajda sergilenen Devrim Arabası idi. Biz buraya yürüyerek gitmeyi tercih ettik. Köprülerinin ve çevresindeki hareketliliğin tadını çıkardık. Keşif yaptık. Çok beğendik bu şehri hatta ev sahipleri ve emlakçılarla bile sohbet ettik. Nasıl mı? Yürürken rastladığımız asılı cam ilanlarını arayıp, bilgiler aldık. Enteresan bir deneyimleme oldu. Sonunda gene kürkçü dükkanına biricik aşkıma İstanbul'uma dönme kararı aldım :)

Devrim Arabaları ; Türkiye'de  1961 yılında üretilen  ilk yerli otomobiller. 4 adet. Sadece biri günümüze ulaşmış. Hatırlarsanız arabaların hikayesi için  film de çekilmişti. Fırsatınız olursa izleyin.



Gezimizi tamamlarken, eski araba meraklısı biri olarak, kısa bir turluk bu özel arabaya binebilseydim harika olurdu diye düşündüm ...

2 yorum:

naz dedi ki...

Size imreniyorum :)

Mehtap Uşun dedi ki...

Ah efendim teveccühüz :)

Yorum Gönder